.. Dolaşıyorum Havana sokaklarını
Asfaltla ağaçları birbirine karıştırıyorum
Otomobillerle asfaltı birbirinden ayırdetmek olmuyor
Yağmurla güneşiAk bulutlarla masmavi yüzme havuzlarını
Kadınlarla yemişleri birbirine karıştırıyorum
Çocuk bahçeleriyle hürriyeti
Hürriyetle bu şehrin insanlarını birbirinden ayırdetmek olmuyor …
Nazım Hikmet. ( ‘Havana Röportajı’ isimli şiirden )
‘‘ Havana ve Berlin gibi kentler , savaşlar veya yöneticilerin uyuşukluğu sonucunda yıkılmıştır. Gerçekten de Havana bugün harap bir kent görünümündedir; Berlin örneğindeki gibi havadan değil, içten gelen bir yıkımdır bu. Ama Berlin, yangından sonraki eski Roma’da olduğu gibi yeniden inşa edilmiştir; Havana’ysa harabeler arasında tuhaf bir güzelliğin bekçiliğini yapar. Yine de Horatius’un söylediği gibi, korkutamaz gözümü benim yıkıntılar. ’’
G. Cabrera Infante ( ‘Şehirler Kitabı’ isimli eserinden )
KORKUTAMAZ GÖZÜMÜ YIKINTILAR *
Havana’dayız. Fidel Castro ölmeden , sistem değişmeden ziyaret edin, sosyalist Küba’yı görün diye reklamları yapılan Havana’da .Karayiplerin en büyük adasının bu çekici başkenti, yıllarca dünyaya kapalı kaldıktan sonra 1990 ların ortasında hükümet tarafından mecburen turizme açıldı. Zamana ve bakımsızlığa meydan okuyan kolonyel İspanyol mimarisi, eski amerikan arabaları, ‘Buena Vista Social Club’ sayesinde yeniden keşfedilen müziği ve danslarıyla bir anda ilgi odağı haline geldi. Devrimden bu yana ekonomik imkansızlıklardan ve ihmalkarlıktan dolayı yıpranan, yıkıntı gibi duran şehrin tarihi kısmı son yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarıyla bütün güzelliğiyle ortaya çıkmaya başladı. Şimdi bize düşen bu güzelliği yürüyerek keşfetmek, yorulduğumuz yerde serin bir kafede ‘mojito’ yudumlamak ve insanın içini kıpır kıpır eden salsa ritimlerini dinlemek. Kulağa hoş geliyor değil mi ?
Ama nerden başlamalı yürüyüşe ? Malecon’dan mı , yoksa ‘ Habana Vieja’ olarak adlandırılan eski Havana’nın meydanlarından birinden mi? ‘Parque Central’ mi dediniz ?
Oteliniz veya Havana’da çok popüler olan Kübalıların turistlere kiraladığı ‘Casa Particular’ denilen eviniz , eski Havana civarında ise sorun yok. İşiniz çok kolay. Otelden çıktığınız an eski şehrin içindesiniz. ‘ Vedado’ veya ‘Miramar’ bölgesinde iseniz mecburen bir taksi yada burdaki popüler Coco taksilerden kiralayacaksınız. Çok sorun değil. 5 – 10 dakikada eski Havana’dasınız.
Şehri dolaşmaya sahilden başlayalım. Bu yürüyüş biraz uzun. Suyunuzu , fotoğraf makinenizi unutmayın. Sahil boyunca yürürken pis kokulara hazırlıklı olun. Malum eski yapılar, kanalizasyon falan problem. Ekleyin üstüne sıcağı. Normal. Hazır mıyız ? Hazırız. Vamos !
Havana’nın meşhur sahil şeridinin adı ‘Malecon’. ( malekon diye okunur ) . Malecon uzun bir sahil şeridi, uzunluğu yaklaşık 8 km. tabii bu kadar yolu Havana sıcağında yürüyemeyiz . En makul yer ‘Vedado’ isimli semtte bulunan ‘ Hotel Nacional’ in aşağısındaki sahil kısmı. Burası ‘ U.S.S Maine’ anıtının olduğu yer. Bu anıt 1898 yılında havana açıklarında sabotaj sonucunda batırılan Amerikan zırhlısı ‘Maine’ de hayatını kaybeden askerler için yapılmış. Anıtın tepesinde Amerika’nın sembolü kartal devrimden sonra indirilmiş. Şimdi ‘Amerikan Çıkarlar Bürosu’nda, tekrar eski yerine döneceği günü sabırsızlıkla bekliyor. Sabatoj sonrasında A.B.D İspanyol krallığına savaş açmış ve sonunda Küba’yı işgal etmiş. Belki de sabotaj değildir ne dersiniz?
(Maine anıtı )
Sahilde bu anıtı ve 1930 tarihli Havana’nın en meşhur oteli olan Nacional oteli gördükten sonra eski havana istikametine doğru yürümeye başlıyoruz. ( ‘Nacional’ oteli ileride ayrıntılı anlatacağız. ) Havana’nın en önemli simgelerinden ‘ EL Morro ‘ kalesi bize uzaktan göz kırpıyor. ‘Malecon Tradicional’ denilen tarihi Malecon kısmıMaine anıtının yaklaşık bir 1 km ötesinde bulunuyor. ‘Malecon Tradicional’ 1901 yılında dönemin A.B.D Valisi tarafından yaptırılmış. Hatırlayalım. 1898-1902 yılları arasında ada A.B.D’ nin hakimiyetinde. Devam. ‘ Malecon Tradicional’ a gelmeden sağımızda Küba bağımsızlık savaşının en önemli kahramanlarından ‘ Antonio Maceo’nun at üstündeki devasa heykelini görürüz. Gördük mü ? evet. Heykelin yanındayız. ‘Antonio Maceo ‘ Küba’ nın diğer bağımsızlık kahramanları Manuel de Cespedes ve Jose Marti gibi bağımsızlık savaşında öldürülür. Tarih 1896. Geçelim.
Antonio Maceo heykelini gördükten sonra karşıya geçip sahilden yürümeye devam ediyoruz. Solumuzda, deniz uçsuz bucaksız maviliğinde uzayıp gidiyor. Miami 90 mil ötemizde. Sağda sıralanmış rengarenk sütunlu evler. Genellikle iki ya da üç katlı. Kübalıyazar Alejo Carpentier boşuna sütünlu şehir dememiş. Yenilenenler, restore edilenler , harap halde olanlar. Küba hükümeti eski yapıları korumaya çalışıyor ama malum masraflı iş. Evlerin bazılarının altında hediyelik eşya satan dükkanlar var. Acele etmeyin daha yüzlercesiyle karşılaşacağız.
Akşam vakti 'Malecon'
Malecon ve El Morro
Malecon , halkın bilhassa akşamları vakit geçirdiği, eğlendiği yerlerin başında geliyor. Panayır yeri gibi. Gündüz çocuklar pis olduğuna aldırmaksızın Malecon dan denize girerler. Balık tutarlar. Akşam ortalık müzisyenden, amatör rehberlerden, geçilmez. Herkes sahile üşüşür. Rom içenler, dans edenler, gelen geçen turistlere ayak üstü iki üç şarkılık mini konser veren amatör gruplar . Tam cümbüş. Küba güvenli bir şehir diye bilinir. Ama Malecon’da yürürken dikkatli olmanızda fayda var. Ufak tefek hırsızlık olaylarıyaşanabilir. Tedbirli olmak lazım. Adım başı bozuk aksanla ‘my frend , where are u from ‘ cümlesini duyarsınız. Ya da ‘cigar , Cohiba , my fren, Cohiba best’ diyerek size sahte puro satmaya çalışan gençleri. Tavsiyem cevaplamadan uzaklaşmanız. Muhabbete başlarsanız yandınız. Selam aleykümle başlarlar , bir dünya takım adı, şehir den sonra adam baklayı ağzından çıkarır. ‘ Çok açım. Moneda ! ‘ ya da ‘ Evim az ilerde gelin purolara bakın ‘ Umursamadan yola devam.
Malecon'da at arabası ve eski model araba yarışıyor !
Sahilde yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşten sonra solumuzda bulunduğumuz yerin tam karşısında ‘ El Morro ‘ kalesi ve genişçe bir meydan. İçinde güzel bir deniz feneri olan bu kalenin tam adı ’ El Castillo de Los Tres Reyes’ 1589 – 1630 tarihli sağlam yapılı kale Havana’nın eski yapılarından. Burada duralım. Burası mühim yer. Hem fotoğraf çekmek için hem de azıcık soluklanıp iki laf söyleyelim. Havana limanının girişi tam da burası. Körfez şehrin içlerine uzanıyor. EL Morro’dan yanıbaşımızda bulunan ‘ Castillo de San Salvador de La Punta ‘ ( 1589-1600 ) isimli kale- burç arasında eskiden zincir varmış. Giren çıkan gemilerin kontrolü, şehrin muhafazası için. Tıpkı bizim Haliç gibi. Eski Havana’yı eskiden çevreleyen surlar bugün yok . Sadece ufak tefek kalıntıları görebiliyoruz. Şehrin ana yollarını genişletmek ve trafiği açmak için surlar feda edilmiş. El Morro isimli kale yürüyüş güzergahımızda değil. Zira uzak. Ziyaret etmek için arabayla denizin altından tüneli geçmek lazım. Tavsiyem günbatımında gitmeniz . Sahilden bir, iki Cuc ( konvertible peso ) ödenerek gidebilirsiniz. İçerisinde bir müze var ama müzede görülmeye değer bir şey yok. Tek güzel yanı Havana’yıgözünüzün önüne seriveren manzarası. Ve Morro’nun biraz ilerisinde 1763- 1774 yılları arasında inşa edilen ‘ Fortaleza de San Carlos de la Cabana’ isimli diğer kale. Kısa ismi ‘Cabana’ ( Kabanya diye okunur ). İspanyollar , İngiliz saldırısı ve kısa süreli işgali sonrası El Morro’nun kafi olmadığınıdüşünerek bu kaleyi inşa ederler. İngilizler, işgalden İspanyol idaresindeki Florida’yı alarak vazgeçerler. Bu kalede her akşam saat dokuzda kısa bir seremoni yapılır. Ve sonunda top atışı. Şehrin kapılarının kapatıldığını ilan edilen bu top atışı Havana’nın İspanyol Krallığı idaresindeki zamanlardaki bir uygulamanın canlandırılmasından ibaret. Kapılar kapanıyor!
'El Morro ' isimli kaleden Havana manzarası
‘La Punta’ isimli burç ve ‘ El Morro’ yu arkamıza alalım ve yürümeye devam edelim. Önümüze bir geniş bir cadde. Ortası yürüyüş güzergahı, ağaçlı güzel bir alan. Sağlı sollu yıpranmış ama güzel görünen binalar. Cami yıkılmış ama mihrap yerinde . Eski Havana’nın görülmesi gereken en güzel yerlerinden biri olan bu caddenin adı ‘ Prado’ diğer bir adı ‘Paseo de Marti ‘ . Girişinde sizi aslan heykelleri karşılar . Eğer haftasonu gelirseniz ufak bir fuar alanı görürsünüz. Resimler , heykeller , hediyelik eşyalar. Prado eski Havana’yı Malecon’a bağlayan ana cadde. Prado’yu takip ederek Parque Central ve civarını göreceğiz.
Malecon'dan Prado caddesinin görünmü
Malecon'dan Prado caddesinin görünmü
Prado caddesi. bazı binalar yıkık dökük .
Prado biraz pis ve sağlı sollu bazı evler çok harap halde. Yıkıldı yıkılacak. Eski amerikan arabaları yanınızdan acayip sesler, kokular çıkararak geçer. Nasıl dayanmış bunca yıldır bu arabalar ve evler ? Cevap yokluk ve mecburiyet. Amerikan ambargosu, devrimden kısa bir süre sonra başlamış, füze kriziyle beraber ambargo ve abluka iyice sertleşmiş. Bu yüzden Kübalılar mecburen eski arabaları tamir edip kullanmaya devam etmişler. Eski arabaların bir çoğu taksi, ya da taksi dolmuş olarak kullanılıyor. Arzu ederseniz denersiniz. Benim acayip hoşuma gidiyor. Prado caddesindeki sağlı sollu ikişer , üçer katlı evlerin bir çoğu ikamet. Arada okul, dans salonu veya kamu binası falan da görürsünüz. ‘ Mujedar’ denilen Endülüs arap mimarisi örneği binalara da rastlarsınız. Bir çoğu bakımsız. Restorasyon şart. Ama Kübalıların pek umrunda değil. Şen şakrak sütunların arasında konuşurlar, domino oynarlar. Prado caddesini bitirmeden önce 1908 tarihli şık ‘ Hotel Sevilla ‘ ya uğrayacağız. Sorduk . Solumuzda. Ön cephesi ve süslemeleri Endülüs arap mimarisinden izler taşıyan bu otel görülmeye değer. Otelin yakınında ziyaret edeceğimiz yerler var . hemen bakalım ; güzel sanatlar müzesi, ‘ Museo de Bellas Artes’ ve biraz aşağısında eski başkanlık sarayı şimdi ‘ Museo de la Revolucion ’ Devrim müzesi.
Sevilla Oteli
‘ Museo de Bella Artes ‘ Kübalı sanatçıların eserlerinin sergilendiği üç katlı bir müze. Klasik resimler ilk katta, Modern , çağdaş resimler ve diğer eserler ikinci üçüncü katlarda sergileniyor. Küba’nın en önemli ressamlarından olan Wilfredo Lam ve Amelia Pelaez’in birçok tablosu var. Bu ikisi az çok bilinen isimler. Fidelio Ponce, Marcelo Pagolotti, Eduardo Abuela ve daha nice yetenekli ressamın eserleri de sizleri bekliyor. Hepsi birbirinden güzel. Dilerseniz müzenin girişinde hediyelik eşya satan mağazadan sanatçıların eserlerinin basılı olduğu güzel hediyelik eşyalar alabilirsiniz.
Sevilla Oteli
Müzeden çıktık. Güzel sanatlar müzesinin hemen aşağısındaki Devrim Müzesine geldik. Adı üzerinde , Devrime giden süreçte olan biten ne varsa gözlerinizin önünde. Sierra Maestra dağlarındaki zorlu gerilla hareketine tanıklık eden yüzlerce obje. Fidel , Che ve diğer gerillaların Meksika’dan Küba’ya gelirken kullandıkları ‘ Granma’ yatı burada. ‘Granma’ ismi aynı zamanda Küba’nın biricik günlük gazetesinin adı . 4 , 5 yaprak. Magazin yok, üçüncü sayfa polisiye haberler yok. Ciddi ağır gazete. Varsa yoksa devrim! Propaganda. Adı üstünde komünist partinin gazetesi.
Burada işimiz tamam.
Prado’ya tekrar dönelim. Çok değil bir yüz metre sonra Prado biter. Önümüzde kocaman alan. Yeşillik. At arabaları, dolmuştaksiler , bağırış çağırış. Yeşillik olan yer ‘ Parque Central’ . Pek büyük bir park değil. Ama burası yürüyüş güzergahımzın en önemli yerlerinden. Ziyaret edilmesi, görülmesi gereken yerler çok. Nasıl yapalım. Parkı ve çevreyi çok iyi görebileceğimiz bir yere çıkıp şöyle etrafımıza bir bakalım. Neresi orası ? ‘Hotel Parque Central’. Nerde. Hemen yanı başımızda. Prado bitince solumuzda. Otelin terasına çıkıyoruz. Ve işte muhteşem manzara.
Parque Central otelinin terasından manzara
Capitolio, Gran Teatro de La Habana, Hotel Inglaterra, Centro Asturiano ( Güzel sanatlar müzesi ) ve diğer binalar. BurasıParque Central ve çevresindeki birçok güzel binayla birlikte eski Havanayı , liman bölgesini ve sanayi tesislerini görebileceğiniz çok güzel bir yer.
capitolio binası , eski arabalar
1929 tarihli Capitolio binası eski parlamento binası. Gerardo Machado isimli Kübalı diktatörün zamanında yapılmış. Amerika Washington’daki parlamento binasının küçük bir kopyası. Machado herhalde Küba'yı küçük amerika yapmaya heveslenmiş. Capitolio'yu gezemedim. Zira restorasyonda. Ne zaman biter Allah bilir .Kübalılar her işte olduğu gibi restorasyon işinde de gevşek, uyuşuk. Belki de para yoktur. İçinde büyükçene bronz bir heykel varmış.Etkileyici bina. Umarım yakın zamanda gezmek nasip olur.
'Gran teatro de la habana ' ve Coco taksiler
‘Gran Teatro de la Habana’ binası bolca barok süslemeli heybetli bir bina. Ama bakımsızlıktan dökülüyor. 'Gran Teatro' temsil günleri hariç kapalı , içeriyi göremezsiniz. Ama kapıda bekleyen görevliye 1, 2 Cuc verirseniz belki sizi kısa süreliğine .içeriye alabilir. Küba’da çoğu yerde sistem aynı. Giremezsin , fotoğraf çekemezsin, yasak babam yasak Ama hemen ardından 1, 2 peso karşılığında müsaade edebileceklerini söylüyorlar. Versen bir dert vermezsen bir dert. Neyse eğer içeride bale gösterisi varsa kaçırmayın derim. Küba bale topluluğu tüm fiziksel yetersizliklere karşın dünyaca tanınan ve takdir gören bir topluluk. Çok başarılı ve yetenekliler.
Capitolio binasısın arkasına doğru giderseniz Çin mahallesi tabelasıyla karşılaşırsınız . Ama ortalıkta çinli pek görünmez. Kübalılar bile ‘ china town without chinese’ diye dalga geçiyor. Çinli minli pek yok. Üç , beş çin restoranı falan görürsünüz hepsi o kadar. Pek hijyenik restoranlar değil. Gran Teatro’nun yanındaki Iglaterra otelinin Havana’nın en eski otellerinden olduğunu da ekleyelim. Bu otelinde terasına çıkabilir , fotoğraf çekebilirsiniz.
Parque Central ve civarı kalabalık bir yer. Taksi dolmuşların güzergah yolları park çevresinde. Biraz gürültülü. Neyse buna alışığız. Bir diğer sorun rahatsız edilmek. Turist olduğunuzu anladılar mıyapışır gençler. Puro satmaya çalışanlar, Paladar restoran – devletin sahip olmadığı özel restoran - önerenler , para isteyenler, uygunsuz şeyler ! teklif edenler. Bu biraz can sıkıcıdır. Rahat rahat İki fotoğraf çektirmezler. ‘gracias , gracias’ deyip def etmek lazım böyle teklifleri. Herneyse ..
Parque Central a yakın uğrayacağımız bir yer var. ‘ Edificio Bacardi ‘ isimli bina. Meşhur küba romlarını üreten ‘ Bacardi ‘ ailesi tarafından yaptırılmış art deco tarzında bir bina. ‘Bacardi ’ ailesi devrimden sonra Küba’yı terk etmiş. Sosyalist hükümet kontrolü ele alınca herşeyi devletleştiriyor. Bacardi ailesine ait rom fabrikası da bunların arasında. Şu anda Küba hükümetiyle rom isim hakkı ve mülkiyet konusunda uluslararası arenada hukuk savaşı veriyorlar. Binaya girip fotoğraf çekebilirsiniz.
Parque Central deki ' Jose Marti ' heykeli
Gelelim yeniden Parque Central’e. Ben çok yoruldum. Ama sizi bilmem. Parque Central girişinde Jose Marti heykeli. Jose Marti tabiri caizse Küba’nın Atatürk’ü. Küba’nın bağımsızlığı için yıllarca savaşan ve bu uğurda ölen şehit , kahraman Jose Marti küba halkının gönlünde büyük yer tutuyor. İstisnasız bütün resmi kurumlarda büstü veya resmi var. Adına meydanlar , bulvarlar yapılmış. şair ve yazar olan Jose Marti’nin bağımsızlık ve özgürlük üzerine fikirleri kendisinden sonra gelen kuşaklara ilham kaynağı olmuş; örneğin Fidel Castro politik görüşü sorulduğunda ‘sosyalist ve marticiyim’ diyerek milli kahramanlarının üzerindeki etkisini açığa vurmuştur. Bu kısa izahtan sonra kaldığımız yere dönelim. Bir sonraki durağımız parkın hemen yanında bulunan ‘ Museo de Bellas Artes Universal ‘ isimli müzeye ev sahipliği yapan Cento Asturiano isimli bina. İçerisinde dünya sanatından örnekler var. Binanın tavan kısmında ve camlarındaki vitraylar çok güzel.
Müze çıkışında ‘ Obispo ‘ isimli caddeyi takip ederek Eski Havana’nın önemli meydanlarını göreceğiz. Obispo isimli caddenin girişinde tabelasında kocaman harflerle ‘Floridita ‘ yazılı bir restoran – bar var. Tabelada ayrıca Amerikalı yazar Ernest Hemingway’in adı. Nobel ödüllü yazar E. Hemingway Küba aşığı bir yazar. Romanlarının bazılarınıKübada yazmış ve kazandığı Nobel ödülünü Küba'nın doğusundaki Santiago de Cuba isimli şehirde bulunan ‘ Virgen de la Caridad del Cobre ‘ isimli kiliseye bağışlamış. ‘ Papa’ lakaplı yazar, Havananın Che ve Fidel kadar ünlü bir diğer siması desek abartmayız. Bu barı aklınızın bir köşesine yazın. Akşam geleceğiz.
Obispo caddesindeyiz. Trafiğe kapalı bu cadde Kübalıların alışveriş yapma ve zaman geçirmek için akın ettiği yerlerin başında geliyor. Bu caddede herşeyi bulabilirsiniz. Sahaflar , kitapçılar, restoranlar , hediyelik eşya satan dükkanlar, küçük küçük sanat galerileri. Sıkılmadan sağa sola bakarak yürürsünüz. Obispo caddesi ‘Plaza de las Armas ‘ ta son bulur. Burasıziyaret edeceğimiz meydanların birincisi. Tarihi açıdan önemli. Bu meydana gelmeden hemen önce ‘Ambos Mundos ‘isimli otel var. Meşhur otel. Neden mi? Ernest Hemingway’in kaldığı otel de ondan. Hemingway’in odası ufacık müze yapılmış. Ziyaret edebilirsiniz. Ve otelin terasında eski Havana’nın göz kamaştıran manzarası. Burda bir mola verip eski şehri seyretmeden geçmeyin derim.
'Ambos Mundos' otelinden eski Havana












Hiç yorum yok:
Yorum Gönder