13 Ağustos 2012 Pazartesi

Küba : Kendi kendini kandıran bir ülke




Duvardaki resimler gibi, ülkedeki sistem de yıpranmış, işe yaramaz hale gelmiş.

          Sierra Maestra dağlarında başlayan devrimci mücadele, A.B.D. nin oyuncağı kukla diktatör Batista’nın ülke dışına kaçmasıyla zafere ulaştı. Ve Küba’da devrim gerçekleşti. Fidel , Che ve diğer gerillalar,  - halkın tabiriyle  ‘ sakallılar’ - Havana’ya girdiklerinde neredeyse bütün halk sokaklara dolmuştu. Gelir adaletsizliğinin , hırsızlığın , mafyanın, açlığın yıllarca kasıp  kavurduğu Küba’da binlerce insan eşit toplum hayaliyle  yola çıkan devrimcilerin safında yer aldı. Gerillalar tüm gücü ele geçirince bir dizi radikal karar aldılar, bunların başında yabancı şirketlerin devletleştirilmesi ve toprak reformu vardı. Bunlar hemen hayata geçirildi. Ardından ücretsiz eğitim ve sağlık hamleleri geldi. Tek bir kelimeyi dahi okuyamayan on binlerce Kübalı okuma yazma seferberliği sayesinde okur yazar oldu. Yıllarca ülkede ikinci sınıf statüsüne koyulan siyahi Kübalılara – diğer bir tabirle afro Kübalılar -  çeşitli haklar tanındı, ırk ayrımcılığıyla ciddi bir şekilde mücadele edildi. Devrimin ilk yıllarında elde edilen  bu türden toplumsal ve ekonomik başarılar yöneticilerin popülerliğini ve güvenirliğini fazlasıyla arttırdı. Aradan yarım asırdan fazla bir süre geçti. Bu arada ne mi oldu ?
           Bu güven ve popülerlik Fidel Castro’yu anlamsız bir iktidar sarhoşluğunun içine sürükledi. Bunun kalıcı ve çözümsüz bir hastalık olduğu kesin. İnsana her şeyi yaptırıyor.  Castro Küba’da seçimlere ihtiyaç olmadığını, seçimlerin bir burjuva aldatmacası  olduğunu söyleyerek yarım asırdan daha fazla iktidarı elinde bulundurdu. Parti kurulması yasaklandı.  İktidar hala Castro ailesinin elinde. Rosa Luxemburg seçimlerin olmadığı demokratik sosyalist sistemin bürokratik diktatörlüğe döneceğini öngörmüştü. Küba’da da aynen böyle oldu. Halkın geliri  bir ücrette eşitlendi, ama yönetici sınıfların bürokratların ne yaptığını, neler kazandığını kimse öğrenemedi, sorgulayamadı.  Devlet yıllarca interneti kendi vatandaşına yasakladı.  Muhalif yazarlar susturuldu, kitapları basılmadı, hiçbir işe yerleşemediler. Kübalıların yurtdışına çıkması yasaklandı. Ya da muhalifler 1980 lerde olduğu gibi diğer birtakım adi suçlularla birlikte gemilere tıkılıp yurtdışına gönderildi. On binlerce insan siyasi sığınma talep edip bu yoldan yurtdışına kaçtı. 90 lı yıllarda  hükümet Sovyet yardımından mahrum kalınca ekonomik krize girdi.  Ekonomik krizden çıkmak için turizm sektörüne bel bağladı. Bu sefer de kübalılara yeni bir yasak geldi. Kübalılar yıllarca kendi ülkelerinde otellere giremedi. Otellere girişleri yasaklandı.  Ancak devleti yöneten bürokratik azınlık ve onların yakınları herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmadı, bütün özgürlükleri doya doya kullandılar. Tabii rejimin korunması ve kollanması bunların işine geldi.
           Halkın neredeyse çoğunluğunun 15 – 40 dolar arasında bir maaş aldığı bir ülkede şu anda hayatta kalmanın yolu zor. Çoğu aile yurtdışındaki yakınlarından gelen paralarla ayakta durmaya çalışıyor. Devrimin ilk yıllarındaki o coşku ve iyimserlikten eser yok. Hiç kimse ,  bir haftalık  market ihtiyacını bile karşılayamayacak bu düşük maaşlarla  çalışmak istemiyor.   Bütün bu olumsuzluklara rağmen Küba’da insanlar çalışma koşullarının düzeltilmesi ve ücretlerinin yükseltilmesini talep etmek   için bir gösteri yapamazlar, bırakın gösteriyi sağda solda bunu yüksek sesle dile getiremezler. Böyle bir hakları yok. Eğer bunu yaparlarsa ' karşı devrimcilik' ve muhtemelen CIA ajanlığı suçlamasıyla hapsi boylar. Bunun yerine biraz daha az riskli ama kendilerine para kazandıran bir yol bulmuşlar : ‘ Ufak hırsızlıklar yapıp devleti soymak ’Neredeyse bütün işletmeleri devletin yönettiği  bir yerde, çalışanlar sağdan soldan para yürütüyorlar ya da marketlerdeki, mağazalardaki  malzemelerden çalıp dışarıda karaborsada satıyorlar. Yöneticiler de  her 1 mayısta sosyalist ahlak nutukları çekerek ne kadar mükemmel bir halk yarattıkları masalını anlatıyor. Ekonomisi çökmüş bu sistemi şu anda ayakta tutan en büyük  sektör turizm. O da profesyonellikten uzak, turisti memnun etmeyen ,karayiplere özgü gevşek, ağır bir hizmet olarak var.  Maalesef işletmenin ne olduğunu bilmiyorlar.Küba’da bulunan binlerce otelin ya da ‘ Havana Club ‘ gibi rom fabrikalarının başındaki bürokratların 15 – 20 dolar maaş almadıkları kesin. Milyonlarca doların kazanıldığı bu gibi sektörlerin parasının kime ve  nasıl gittiğini bir Allah bilir.  


Eski Havana'dan bir manzara
                                                                          
        
             Maaşların yıllarca aynı düzeyde tutulması ve çalışma koşullarının kötü olması nedeniyle kamu görevlileri ve işçiler  bugün  iş yapmaz hale gelmiştir Küba’da. Tarım iflas etmiştir. Küba’da hangi kuruma giderseniz gidin içerde iki , üç saat geçirmeden, çalışanlarla kavga edip saç baş yolmadan  ya da para vermeden  bir iş yapamazsınız. Yabancıysanız bu sizin çok zorunuza gider. Devletin insanlara değer vermediğini hemen  görürsünüz. Kübalılar ise ‘ aptallığa çok benzeyen bir suskunlukla ‘ ( bu cümleyi Eduardo Galeano’nun bir kitabından aşırdım ) bekler dururlar. Bir , iki , üç saat. Sonunda görevli çeker gider. Nereye gider, ne zaman gelir onu kimse bilmez. Kapandı derler. Herkes dağılır. Küba’da kuyruklarda beklemek gelenek haline gelmiştir. Herhangi bir kurumda herhangi bir memur saatlerce telefonla konuşur ama önünde sırada bekleyen vatandaşın işini yapmaz. Ağzında sakız lakayt suratına bakar, soru sorarsın cevaplamaz ya da duymamazlıktan gelir. Turizmin başlıca sektör olduğu Küba’da hafta sonu bir müzeyi gezmek istersiniz ama bir bakarsınız  kapalı. Sorarsınız ne zaman açılır diye. Ertesi gün derler ama ertesi gün de kapalı. Sapma sapan bir işgüzarlık, tembellik, vurdumduymazlık sizi deliye çevirir. Eğer müze açıksa ve içerdeyseniz müze görevlileri adım adım ensenizde gezer, iki üç dolar bahşiş alabilmek için sizi durmadan taciz edip dururlar. Örnekler çoğaltılabilir.
          Sözün kısası  sistem bu halkı  tembelliğe , yalancılığa ve de  hırsızlığa alıştırmıştır. Ama televizyonlarında , gazetelerinde sanki dünyanın en güzel ülkesiymiş gibi kendi kendilerine reklam yapıyorlar. Yurtdışından gelen aç turistlere de  bambaşka renkli bir  Küba vadediyorlar;  Salsa ,  puro , cennet misali sahiller, eğlence. 
                                                            Viva Fidel ! Viva  Socialismo !!! 

7 Ağustos 2012 Salı

Bir rejim muhalifi ve trafik kazası

          22 Temmuz günü öğlen iki sıralarında Küba'nın doğusundaki ' Granma' eyaletine bağlı Bayamo isimli şehirde bir trafik kazası meydana geldi.. Basında yazılanlara göre yoldan çıkan araç şiddetli bir şekilde  ağaca çarpmış ve araçta bulunan dört kişiden ikisi hayatını kaybetmiş.

Oswaldo Paya Sardinas


Aracın kaza sonrasındaki hali
                                                           
            Hayatını kaybeden iki kişi kübalı. Yaralı olarak kurtulanlardan biri ispanyol diğeri ise isveç vatandaşı. Sıradan bir kaza gibi görünen bu olayı,  ertesi gün Küba Komünist Partisi'nin resmi yayın organı olan ' Granma ' isimli gazete üç kısa paragrafta okuyucularına duyurdu. Haberin duyulmasıyla tabiri caizse ortalık karıştı.Sebebi ölen kübalılardan birisinin tanınmış bir rejim muhalifi olmasıydı. Kazada hayatını kaybeden  kübalı  rejim muhalifinin ismi Oswaldo Paya Sardinas. Tek parti iktidarına karşı 1987 yılında Hristiyan Özgürlük Hareketini başlatan Paya , 2002 yılında AB Parlementosu tarafından verilen Sakharov insan hakları  ödülüne layık görülmüştü. İfade özgürlüğünün önünün açılması ve demokratik hakların genişletilmesi amacıyla hem Küba'da hem de yurtdışında sesini duyurmaya çalışan Paya'nın trafik kazası sonucu ölmesinin ardından , ailesi ve yakın çevresi   Paya'nın rejim tarafından öldürüldüğünü iddia etti.Castro muhaliflerinin en güçlü şekilde faaliyet gösterdikleri yer olan  A.B.D Miami'de, Paya'nın rejim tarafından katledildiğini düşünenler hemen hummalı bir kanpanyaya giriştiler. Rejimin aykırı, muhalif sesleri ortadan kaldırdığını, Küba'daki  totaliter yapılanmanın  artık son bulmasının gerektiğini dile getirdiler. Miami'den yükselen bu seslerin Havana'da kitlesel bir tepki yarattığı pek söylenemez. Paya'nın cenaze töreninde rejim aleyhine slogan atan kırka yakın kişinin gözaltına alındığı belirtiliyor. Onun dışında olan biten bir şey yok. Ya da ben bilmiyorum. Miami'de  kübalı yetkililerin tabiriyle karşı devrimci propaganda! yapılırken Küba televizyonları da olayın sıradan bir kaza olduğunu, ispanyol şoförün aracı çok hızlı ve dikkatsiz bir şekilde kullandığını  söyleyerek bu iddiaları çürütmeye çalışıyor.İspanyol soförün kendi ülkesinde de  aşırı hız yaptığı için bir çok kez  ceza aldığını söylüyorlar.  Yaralı olarak kurtulan yabancıların soruşturma sırasında alınan görüntülerinin basına servis edilmesi ve bu yabancıların karşı devrimci harekete  yardım etmek amacıyla Küba'da bulunduklarının falan söylenmesi yetkililerin bu işi ne kadar ciddiye aldıklarınının göstergesi. Basında yazıldığına bakılırsa bu yabancılar Paya'nın hareketine 4000 euro gibi bir para bağışlamışlar. Tv de ayrıca Miami - Havana arasında muhaliflerin yaptıkları telefon görüşmelerinin kayıtları  da yayınlanıyor. Bu durum çok açık bir şekilde hükümetin Miami - Havana arasında gerçekleşen bazı görüşmeleri takip edip kayıt altına aldığını gösteriyor.Yani sizin anlayacağınız tam bir propaganda savaşı yaşanıyor. A.B.D. adadaki rejimin son bulmasını dört gözle bekliyor. Muhalifler Küba'daki her olumsuzluğu propaganda malzemesi olarak kullanıyor. Komünist Parti de karşı devrimci bu faaliyetlerin hiçbir zaman başarıya ulaşamayacağını , Libya, Suriye gibi ülkelerde yaşanan karışıkların bir benzerinin  Küba'da gerçekleşmesine fırsat vermeyeceklerini dile getiriyor.Durum böyle.
     Yabancıların akibetini unuttuk. İsveçli sorgusunun ardından ülkesine gönderilmiş , ispanyol şoför ise ' taksirle adam öldürmek' suçlamasıyla tutuklanmış. Öngörülen ceza 10 yıl.