Sierra Maestra dağlarında başlayan devrimci
mücadele, A.B.D. nin oyuncağı kukla diktatör Batista’nın ülke dışına kaçmasıyla
zafere ulaştı. Ve Küba’da devrim gerçekleşti. Fidel , Che ve diğer gerillalar,
- halkın tabiriyle ‘ sakallılar’ - Havana’ya girdiklerinde neredeyse bütün halk
sokaklara dolmuştu. Gelir adaletsizliğinin , hırsızlığın , mafyanın, açlığın
yıllarca kasıp kavurduğu Küba’da
binlerce insan eşit toplum hayaliyle
yola çıkan devrimcilerin safında yer aldı. Gerillalar tüm gücü ele
geçirince bir dizi radikal karar aldılar, bunların başında yabancı şirketlerin
devletleştirilmesi ve toprak reformu vardı. Bunlar hemen hayata geçirildi.
Ardından ücretsiz eğitim ve sağlık hamleleri geldi. Tek bir kelimeyi dahi
okuyamayan on binlerce Kübalı okuma yazma seferberliği sayesinde okur yazar
oldu. Yıllarca ülkede ikinci sınıf statüsüne koyulan siyahi Kübalılara – diğer
bir tabirle afro Kübalılar - çeşitli
haklar tanındı, ırk ayrımcılığıyla ciddi bir şekilde mücadele edildi. Devrimin
ilk yıllarında elde edilen bu türden
toplumsal ve ekonomik başarılar yöneticilerin popülerliğini ve güvenirliğini
fazlasıyla arttırdı. Aradan yarım asırdan fazla bir süre geçti. Bu arada ne mi oldu ?
Bu güven ve popülerlik Fidel
Castro’yu anlamsız bir iktidar sarhoşluğunun içine sürükledi. Bunun kalıcı ve
çözümsüz bir hastalık olduğu kesin. İnsana her şeyi yaptırıyor. Castro Küba’da seçimlere ihtiyaç olmadığını,
seçimlerin bir burjuva aldatmacası olduğunu söyleyerek yarım asırdan daha fazla iktidarı elinde bulundurdu. Parti kurulması yasaklandı. İktidar hala Castro ailesinin elinde. Rosa Luxemburg seçimlerin olmadığı
demokratik sosyalist sistemin bürokratik diktatörlüğe döneceğini öngörmüştü. Küba’da da aynen böyle oldu. Halkın geliri bir ücrette eşitlendi, ama yönetici sınıfların
bürokratların ne yaptığını, neler kazandığını kimse öğrenemedi, sorgulayamadı. Devlet yıllarca
interneti kendi vatandaşına yasakladı. Muhalif yazarlar susturuldu, kitapları basılmadı,
hiçbir işe yerleşemediler. Kübalıların yurtdışına çıkması yasaklandı. Ya da
muhalifler 1980 lerde olduğu gibi diğer birtakım adi suçlularla birlikte
gemilere tıkılıp yurtdışına gönderildi. On binlerce insan siyasi sığınma talep
edip bu yoldan yurtdışına kaçtı. 90 lı yıllarda hükümet Sovyet yardımından mahrum kalınca ekonomik krize girdi. Ekonomik krizden çıkmak için turizm sektörüne bel bağladı. Bu sefer de kübalılara yeni bir yasak geldi. Kübalılar yıllarca kendi ülkelerinde otellere giremedi. Otellere girişleri yasaklandı. Ancak devleti yöneten bürokratik azınlık ve onların
yakınları herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmadı, bütün özgürlükleri doya doya
kullandılar. Tabii rejimin korunması ve kollanması bunların işine geldi.
Halkın
neredeyse çoğunluğunun 15 – 40 dolar arasında bir maaş aldığı bir ülkede şu
anda hayatta kalmanın yolu zor. Çoğu aile yurtdışındaki yakınlarından gelen
paralarla ayakta durmaya çalışıyor. Devrimin ilk yıllarındaki o coşku ve iyimserlikten
eser yok. Hiç kimse , bir haftalık market
ihtiyacını bile karşılayamayacak bu düşük maaşlarla çalışmak istemiyor.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen Küba’da insanlar çalışma koşullarının
düzeltilmesi ve ücretlerinin yükseltilmesini talep etmek için bir gösteri yapamazlar, bırakın gösteriyi
sağda solda bunu yüksek sesle dile getiremezler. Böyle bir hakları yok. Eğer bunu yaparlarsa ' karşı devrimcilik' ve muhtemelen CIA ajanlığı suçlamasıyla hapsi boylar. Bunun yerine biraz daha az
riskli ama kendilerine para kazandıran bir yol bulmuşlar : ‘ Ufak hırsızlıklar
yapıp devleti soymak ’Neredeyse bütün
işletmeleri devletin yönettiği bir
yerde, çalışanlar sağdan soldan para yürütüyorlar ya da marketlerdeki,
mağazalardaki malzemelerden çalıp dışarıda
karaborsada satıyorlar. Yöneticiler de her 1 mayısta sosyalist ahlak nutukları
çekerek ne kadar mükemmel bir halk yarattıkları masalını anlatıyor. Ekonomisi çökmüş
bu sistemi şu anda ayakta tutan en büyük sektör turizm. O da profesyonellikten uzak,
turisti memnun etmeyen ,karayiplere özgü gevşek, ağır bir hizmet olarak
var. Maalesef işletmenin ne olduğunu
bilmiyorlar.Küba’da bulunan binlerce otelin ya da ‘ Havana Club ‘ gibi rom
fabrikalarının başındaki bürokratların 15 – 20 dolar maaş almadıkları kesin.
Milyonlarca doların kazanıldığı bu gibi sektörlerin parasının kime ve nasıl gittiğini bir Allah bilir.
![]() |
| Eski Havana'dan bir manzara |
Maaşların yıllarca aynı düzeyde tutulması ve çalışma koşullarının kötü olması nedeniyle kamu görevlileri ve işçiler bugün iş yapmaz hale gelmiştir Küba’da. Tarım iflas etmiştir. Küba’da hangi kuruma giderseniz gidin içerde iki , üç saat geçirmeden,
çalışanlarla kavga edip saç baş yolmadan ya da para vermeden bir iş yapamazsınız. Yabancıysanız bu sizin
çok zorunuza gider. Devletin insanlara değer vermediğini hemen görürsünüz. Kübalılar ise ‘ aptallığa çok
benzeyen bir suskunlukla ‘ ( bu cümleyi Eduardo Galeano’nun bir kitabından
aşırdım ) bekler dururlar. Bir , iki , üç saat. Sonunda görevli çeker gider.
Nereye gider, ne zaman gelir onu kimse bilmez. Kapandı derler. Herkes dağılır.
Küba’da kuyruklarda beklemek gelenek haline gelmiştir. Herhangi bir kurumda
herhangi bir memur saatlerce telefonla konuşur ama önünde sırada bekleyen
vatandaşın işini yapmaz. Ağzında sakız lakayt suratına bakar, soru sorarsın
cevaplamaz ya da duymamazlıktan gelir. Turizmin başlıca sektör olduğu Küba’da
hafta sonu bir müzeyi gezmek istersiniz ama bir bakarsınız kapalı. Sorarsınız ne zaman açılır diye.
Ertesi gün derler ama ertesi gün de kapalı. Sapma sapan bir işgüzarlık,
tembellik, vurdumduymazlık sizi deliye çevirir. Eğer müze açıksa ve içerdeyseniz müze
görevlileri adım adım ensenizde gezer, iki üç dolar bahşiş alabilmek için sizi
durmadan taciz edip dururlar. Örnekler çoğaltılabilir.
Sözün kısası sistem bu halkı tembelliğe , yalancılığa ve de hırsızlığa alıştırmıştır. Ama televizyonlarında , gazetelerinde sanki dünyanın en güzel ülkesiymiş gibi kendi kendilerine reklam yapıyorlar. Yurtdışından gelen aç turistlere de bambaşka renkli bir Küba vadediyorlar; Salsa , puro , cennet misali sahiller, eğlence.
Viva Fidel ! Viva Socialismo !!!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder